Yükseköğretim kurumlarında yürütülen disiplin ve ceza soruşturmaları, idare hukukunun kendine özgü usul kurallarına tabi olan, hakkında işlem yapılan kişinin statüsüne göre farklı mevzuat rejimlerinin uygulandığı süreçlerdir. Uygulamada verilen disiplin cezaları, isnat edilen fiilin sabit olup olmamasından bağımsız olarak, sürecin usulüne uygun yürütülmemesi nedeniyle idari yargı mercilerince iptal edilebilmektedir.
Bu nedenle savunmanın, yalnızca “iddia doğru değildir” düzeyinde kurulması yeterli olmamaktadır. Soruşturmacının görevlendirilmesinden savunmanın alınma biçimine, sürelerin işleyişinden cezayı veren merciin yetkisine kadar her aşama ayrı ayrı denetlenebilir niteliktedir.
“Disiplin soruşturması” tek bir usulü değil, birbirinden farklı rejimleri ifade etmektedir. Hakkınızda başlatılan sürecin hangi mevzuata tabi olduğu, statünüze göre belirlenmektedir:
Bu ayrım biçimsel değildir. Uygulanacak ceza türleri, soruşturma süreleri, itiraz mercileri ve dava yolu statüye göre değişmektedir. Statü tespitinin hatalı yapılması, sürecin tümünü sakatlayan bir yetki sorunu doğurmaktadır.
Üniversiteye ulaşan bir ihbar veya şikâyette isnat edilen fiil, çoğu zaman iki ayrı hukuki değerlendirmeyi birlikte gerektirmektedir: Fiil hem disiplin hukuku hem de ceza hukuku bakımından ayrı ayrı ele alınmalıdır. Bir fiil hakkında ceza soruşturması yürütülüyor olması, aynı fiilden disiplin soruşturması yapılmasına ve ceza verilmesine engel değildir; bunlar birbirinden bağımsız iki süreçtir.
Ancak uygulamada, üniversitelere intikal eden şikâyetlerin önemli bir kısmında yalnızca disiplin yönünden değerlendirme yapılmakta, ceza yönünden değerlendirme yapılmamaktadır. Şikâyetçi yönünden bunun sonucu, fiilin ceza boyutunun hiç ele alınmaması ve dosyanın idari bir yaptırımla kapanarak adli mercilere intikal etmemesidir. Soruşturma açılmamasına ilişkin kararlar ise kesin ve denetimsiz değildir; bu kararlar idari yargı denetimine tabidir.
Hakkında işlem yapılan kişi yönünden ise iki sürecin birbirine etkisi çoğu kez değerlendirilmemiş olmaktadır: Gerektiğinde ceza kovuşturmasının bekletici mesele yapılabileceği ve bu hâlde disiplin soruşturmasına ilişkin zamanaşımı sürelerinin duracağı gözden kaçmaktadır.
Süreç çoğu zaman soruşturma ile değil, inceleme ile başlamaktadır. İhbar veya şikâyeti değerlendiren yetkili makam, doğrudan soruşturma başlatabileceği gibi, soruşturma açılıp açılmayacağına karar vermek üzere önce bir inceleme de yaptırabilmektedir.
Bu aşamanın işlevi, hakkında iddiada bulunulan kişiyi korumaktır. İddianın ciddiyeti soruşturma açılmadan önce değerlendirilmekte, kişiye bu aşamada beyan imkânı tanınmakta ve dayanaksız şikâyetler nedeniyle gereksiz yere soruşturmaya muhatap kalınmasının önüne geçilmektedir. İnceleme sonucunda ulaşılan kanaat, soruşturma açılıp açılmayacağını doğrudan belirlemektedir.
Bu nedenle inceleme aşaması, kişinin lehine sonuç alınabilecek ilk ve çoğu zaman en elverişli aşamadır. Ancak uygulamada bu aşama sıklıkla bir formalite olarak görülmekte, verilen beyan yeterli özenle hazırlanmamaktadır. Oysa dosyanın soruşturmaya dönüşmeden kapanması çoğunlukla tam olarak burada mümkün olmaktadır.
İnceleme, soruşturmanın yerine de geçmemektedir. Soruşturma açılmasına karar verilmesi hâlinde soruşturmaya ilişkin usul işlemleri ayrıca ve yeniden yerine getirilmekte; inceleme evrakıyla yetinilerek sonuca gidilememektedir. Bu husus, savunma hakkının soruşturma aşamasında yeniden ve tam olarak kullanılmasını gerektirmektedir.
Yükseköğretim personeli hakkında görevleri dolayısıyla veya görevleri sırasında işledikleri ileri sürülen suçlar bakımından, genel usulden ayrılan özel bir soruşturma rejimi öngörülmüştür. Bu rejim; inceleme, ilk soruşturma ve son soruşturma aşamalarından oluşmaktadır. İnceleme aşaması zorunlu olmayıp disiplin amiri doğrudan ilk soruşturma başlatma yetkisini de haizdir.
İlk soruşturma, Yükseköğretim Kurulu Başkanı veya diğer disiplin amirlerince doğrudan yürütülebileceği gibi, görevlendirilecek soruşturmacılar eliyle de yaptırılabilmektedir. Öğretim elemanlarından soruşturmacı görevlendirilmesi hâlinde, soruşturmacının hakkında soruşturma yapılan öğretim elemanının akademik unvanına veya daha üst bir akademik unvana sahip olması şarttır. Bu aşama, soruşturmacının delilleri toplayıp ilgililerin beyanlarını aldıktan sonra düzenlediği ve son soruşturmanın açılıp açılmaması yönünde öneri içeren fezleke ile sona ermektedir.
Son soruşturmanın açılıp açılmamasına karar verecek merci, kişinin görev ve unvanına göre değişmektedir. Öğretim elemanları bakımından üniversite yönetim kurulu üyeleri arasından oluşturulan kurul; dekan, enstitü ve yüksekokul müdürleri ile genel sekreterler bakımından rektör başkanlığındaki kurul; rektör ve rektör yardımcıları bakımından Yükseköğretim Kurulu üyelerinden oluşan kurul; 657 sayılı Kanuna tabi memurlar bakımından ise yetkili il idare kurulu karar vermektedir.
Bu aşama sonunda verilen lüzum-u muhakeme kararı kamu davasının açılmasını sağlayan, iddianame niteliğindeki karardır ve ilgililerce on gün içinde itiraza tabidir. Men-i muhakeme kararı ise kesin nitelikte olmayıp, hiç kimse itiraz etmese dahi kendiliğinden Danıştay incelemesine tabidir.
Bu usulün kapsamı da statüye göre farklılaşmaktadır. Yargı kararlarında, vakıf yükseköğretim kurumlarının akademik ve idari personelinin sözleşmeli statüde bulunması nedeniyle bu özel ceza soruşturması usulüne tabi olmadığı; buna karşılık vakıf yükseköğretim kurumu rektörlerinin kanun değişikliği ile kapsama alındığı kabul edilmektedir. Öğrenciler ise bu usulün kapsamında bulunmamaktadır.
Disiplin cezaları esasa ilişkin sebeplerle iptal edilebildiği gibi, sürecin usulüne uygun yürütülmemesi de tek başına iptal sebebi oluşturmaktadır. Uygulamada en sık karşılaşılan usul sakatlıkları şunlardır:
Bu hususlar arasında yetki ve tarafsızlık boyutu özellikle öne çıkmaktadır. Soruşturmayı yürüten kişinin karar veren kurulda yer alamayacağı kanunen düzenlenmiş olup aynı ilke soruşturmayı başlatan amirin konumu bakımından da gözetilmelidir. İsnat edilen fiilin muhatabı ya da tarafı olan bir disiplin amirinin, aynı olayda hem soruşturma sürecini başlatması hem de ceza verme yetkisini kullanması, işlemin tarafsızlık yönünden denetlenmesini gerektirmektedir.
Ceza soruşturmalarında ise ayrı bir güvence sorunu bulunmaktadır. Bu aşamada yürütülen işlemler yargısal nitelikte olup soruşturmacı, ceza muhakemesi hükümleri çerçevesinde ifade alma ve delil toplama yetkilerini kullanmaktadır. Buna karşılık soruşturmacı olarak görevlendirilenlerin hukuk formasyonuna sahip olması aranmadığından, uygulamada usule ilişkin güvencelerin gözetilmediği durumlarla karşılaşılmaktadır. Bu aşamada alınan beyanlar iddianame niteliğindeki karara dayanak oluşturduğundan, sonuçları soruşturma dosyasıyla sınırlı kalmamaktadır.
Disiplin soruşturması, görevlendirme yazısının tebliğinden itibaren iki ay içinde tamamlanmalıdır. Bu süre içinde tamamlanamaması hâlinde gerekçeli ek süre talep edilmesi gerekmektedir. Soruşturmanın gizliliği esastır ve işlemler tutanağa bağlanır.
Savunma imkânı tanınmadan disiplin cezası verilemez. Bu, sürecin biçimsel bir gereği değil, Anayasa’nın disiplin cezalarına ilişkin özel güvencesidir.
Bu alanda bugün özel bir hukuki durum bulunmaktadır. Yükseköğretim mevzuatında savunmaya davet usulünü düzenleyen hükümler, Anayasa Mahkemesinin 13/10/2022 tarihli ve E.2022/87, K.2022/121 sayılı kararı ile savunma hakkının gereklerini karşılamadığı gerekçesiyle iptal edilmiş olup iptal kararının yürürlüğe girmesinden bu yana yeni bir yasal düzenleme yapılmamıştır.
Anayasa Mahkemesinin iptal gerekçesi, savunma hakkının asgari içeriğini doğrudan Anayasa’dan hareketle belirlemektedir. Buna göre savunma hakkının şeklen değil gerçek anlamda sağlanması gerekmekte; kişiye hangi fiille itham edildiğinin, bu fiili nerede ve ne zaman işlediğinin savunma hazırlamaya yetecek açıklıkta bildirilmesi zorunlu bulunmaktadır. Bunun yanında isnadın hukuki niteliği, yani fiilin hangi normu ihlal ettiği de bildirilmelidir. Süreç içinde fiilin hukuki niteliği değişirse ilgili bu değişiklikten ayrıca haberdar edilmelidir.
Buradaki temel yanılgı, iptal edilen hükümler nedeniyle idarenin serbest kaldığı düşüncesidir. İptal kararının gerekçesi bağlayıcı olup söz konusu güvenceler kanun hükmünden değil doğrudan Anayasa’dan kaynaklanmaktadır. Nitekim kural, bu güvenceleri sağlamadığı için iptal edilmiştir. Kaldı ki özel kanunda hüküm bulunmayan hâllerde devlet memurlarının disiplin hukukuna ilişkin genel hükümlere başvurulması gerekmekte olup savunma için tanınacak asgari süre bakımından da bu hükümler yol göstericidir. Dolayısıyla mevzuatta hüküm bulunmaması, idareye savunma hakkını daraltma yetkisi vermemektedir.
Uygulamada bu noktada sorunlarla karşılaşılmaktadır. İsnat edilen fiil somut olarak açıklanmadan, hangi disiplin suçuna karşılık geldiği gösterilmeden ve soruşturma dosyası henüz olgunlaşmadan savunma istenmesi, savunma hakkının usulüne uygun kullandırılmadığı sonucunu doğurmaktadır.
Benzer bir sorun vekil aracılığıyla savunma yapılması bakımından da görülmektedir. Mevzuatta soruşturma evrakını inceleme, tanık dinletme ve kendisi ya da vekili aracılığıyla savunma yapma hakkı, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezası istenenler bakımından ayrıca sayılmıştır. Ancak bir hakkın belirli hâller için sayılmış olması, diğer hâllerde bu hakkın bulunmadığı anlamına gelmemektedir. Söz konusu düzenleme iptal edilen hükümlerle bir bütün oluşturmakta olup dosya içeriğini bilmeden ve hukuki yardım almadan yapılan bir savunmanın gerçek anlamda savunma sayılamayacağı açıktır. Bu hakların yalnızca en ağır cezalarla sınırlı tutulması, savunma hakkının anayasal ölçütleri karşısında ciddi biçimde tartışmalıdır.
Bu alanda yasal düzenleme çalışmaları sürmekte olup sürecin hangi kurallara tabi olacağının dosya bazında değerlendirilmesi önem taşımaktadır.
Disiplin hukukunda iki ayrı zamanaşımı süresi işlemektedir.
Fiilin işlendiğinin öğrenildiği tarihten itibaren; uyarma, kınama, aylıktan veya ücretten kesme ve kademe ilerlemesinin durdurulması cezalarında bir ay, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma ve kamu görevinden çıkarma cezalarında altı ay içinde disiplin soruşturmasına başlanmadığı takdirde soruşturma açılamaz.
Fiilin işlendiği tarihten itibaren iki yıl, üniversite öğretim mesleğinden çıkarma cezasını gerektiren fiiller bakımından altı yıl geçmiş ise disiplin cezası verilemez.
Bilimsel bir eserin akademik atama ve terfilerde kullanılması ya da kısmen veya tamamen yeniden yayımlanması hâlinde bu süreler yeniden işlemeye başlamaktadır. Bu düzenleme, yıllar önce yayımlanmış bir esere ilişkin iddiaların güncel hâle gelebilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Öğrenciler hakkında yürütülen disiplin süreci ayrı bir rejime tabidir. Soruşturma, olay öğrenilir öğrenilmez başlatılır ve en geç otuz gün içinde sonuçlandırılır; gerekçeli talep üzerine ek süre verilebilmektedir.
Savunma daveti, savunmanın yapılacağı tarihten en az yedi gün önce yazılı olarak bildirilmelidir. Öğrenci savunmasını sözlü veya yazılı olarak sunabilir. Ceza kovuşturması başlamış olması disiplin soruşturmasını geciktirmez.
Verilen disiplin cezalarına karşı on beş gün içinde üniversite yönetim kuruluna itiraz edilebilir. Önemli bir husus, itiraz yolu kullanılmadan da doğrudan idari yargıya başvurulabilmesidir.
Öğretim elemanları ve personel bakımından disiplin cezalarına itiraz süresi, cezanın tebliğinden itibaren yedi gündür. İtiraz mercii, itiraz tarihinden itibaren altmış gün içinde karar vermek zorundadır.
İtirazın kabul edilmesi sürecin kesin olarak sona erdiği anlamına gelmemektedir. İtirazın kabulü hâlinde ceza tüm sonuçlarıyla ortadan kalkmakta; ancak ilgili disiplin amiri veya kurulu tarafından kabul gerekçesine uygun olarak en geç üç ay içinde yeni bir işlem tesis edilebilmektedir. Aynı şekilde, disiplin cezasının yargı kararıyla iptal edilmesi hâlinde de idare, kararın gerekçesini dikkate alarak kalan zamanaşımı süresi içinde yeniden ceza tesis edebilmektedir.
Bu nedenle sürecin, ilk savunmadan itibaren dava aşaması öngörülerek yönetilmesi gerekmektedir.
Bilimsel araştırma ve yayın etiğine ilişkin iddialar bakımından süreç farklı işlemekte olup, bu konu Etik İhlaller başlığı altında ayrıca ele alınmaktadır.
Disiplin ve ceza süreçleri; kadronuzu, unvanınızı ve mesleki geleceğinizi doğrudan etkileyen, her aşaması kendi süresine ve usulüne tabi süreçlerdir. İster hakkınızdaki bir iddiaya karşı savunma yapıyor ister bir şikâyetin takibini istiyor olun, sürecin doğru değerlendirilmesi ve izlenecek yolun belirlenmesi için bizimle iletişime geçerek ön değerlendirme talep edebilirsiniz.